7 Ocak 2011 Cuma

Ne varsa eskilerde var


Zeki Müren (Çatılmış kaşlarınla)
Yükleyen RahvanGitsin. - Yüksek çözünürlüklü video keyfini yaşayın!

İmparatorluğa Mersiye


Bin yıl oldu toprağına basalı
Hayli oldu kılıçları asalı,
Bülbüllerin onun için tasalı,

Sazlar kırık,ayar tutmaz telleri,
Biz neyledik o koskoca elleri?..

Yol görünür,hakan emir verirdi,
Dalga dalga ordularım yürürdü,
Hamlemizden dağlar taşlar erirdi,

Dolu dizgin aştık nice belleri,
Biz neyledik o koskoca elleri?..

Yıldız doğar,talihimiz belirir,
Sabah olur,ulufeler verilir,
Bir seferde dört krallık serilir,

Al al ettik,kara kara tülleri,
Biz neyledik o koskoca elleri?..

Ferman çıkar,dal kılıçlar takınır,
Meydanlarda Rabbe dua okunur,
Gölgemizden bütün cihan sakınır,

Andırırdık coşkun akan selleri,
Biz neyledik o koskoca elleri?..

Kosovalar,Plevneler bizsizdir,
Yosun tutmuş camilerim ıssızdır,
Boynu bükük minareler öksüzdür,

Açmaz olmuş Kızanlığın gülleri,
Biz neyledik o koskoca elleri?..

Hali görür,geleceği sezerdik,
Bir zamanlar ta Vistül’de gezerdik.
Haritayı biz kendimiz çizerdik,

Fetheyledik deryaları,çölleri,
Biz neyledik o koskoca elleri?..

Rodopların ak başları yaslıdır,
Serdengeçti gönül,artık usludur,
Rüzgarları bile matem seslidir,

Zafer,zafer der,eserdi yelleri,
Biz neyledik o koskoca elleri?..
 
Osman Yüksel Serdengeçti

5 Ocak 2011 Çarşamba

Doruklara Sevdalandım

Filiz filiz harelendim dağlara uymak için
Kan gölünde kurulandım hayatı duymak için
Kavgalara kuyulandım sabaha varmak için
Kavgalara kuyulandım sabaha varmak için.

"Kekik kokusu duydum
Kekik kokusu koynunda huysuz gecenin
Uyandım birdenbire
Haydi dedim yüreğim gidelim bu şehirden
Bu şehir koparmak istiyor beni özlemlerimden
Yorgunum;
Çünkü yorgunluğumun yaşamak gibi bir anlamı var

Yine de yaşamaktan duyduğum mutluluğun tadına
Düşmanlarım ulaşamazlar..."

Katarlar gelir geçer bir geceden bir geceye
Yüreğim yare yare iz bırakır bin acıya
Gün olur şafaklanır karanlıklar bin parçaya
Gün olur şafaklanır karanlıklar bin parçaya.

Denizlerde dalgalandım taşları oymak için
Doruklara sevdalandım ışığa doymak için
Irmaklarda durulandım dağları duymak için
Irmaklarda durulandım dağları duymak için.

"Bir kuş çiz yavrum yüzüme gözyaşınla
Bir kuş tel tel kirpiklerim kanat olsun
Bir kuş çırpınan kalbi dudağımda
Bir kuş yavrum sıcaklığın beni bulsun.
Bahar gelmiş balam benim
Bahar gelmiş dayanmış
Dalda yaprak bebeciğim
Suda köpük uyanmış
Kuzulara özenmiş kızım benim
Körpe sesler dinlenmiş
Ay ışığında yanmış yavrucuğum
Onun için beyazmış."

Şarkılar gelir geçer bir heceden bir heceye
Yüreğim yare yare yankılanır bin acıya
Gün olur ufalanır karanlıklar bin parçaya
Gün olur ufalanır karanlıklar bin parçaya


lyric
 

11 Aralık 2010 Cumartesi

Keyifle...

Bugün Konya'da kar var, ne güzel:)
Siz de şimdi elinize benim gibi kahvenizi alın, yaslanın koltuğunuza ve haydi sesi açın:)

24 Kasım 2010 Çarşamba

Pişman Değilim...

Yıl 1999...



Tam 11 sene olmuş, ne çabuk..


Oysa daha dün gibi hatıralar taptaze dimağımda...


Arkadaşlarla toplanmalarımız, hızlı dönemler, delikanlılık, idealler peşinde koşturmacalar...


Okumalar..


Bol bol okumalar...


Bir yandan da okul, eve yaklaşık 10 kilometre uzaklıkta...


Kampüs çok soğuk, esentepe diyorlar hatta...


Şehrin dışında neredeyse...


Bugünki gibi etrafı yüksek binalarla, yurtlarla, otellerle çevrili değil...


Tramvay okulun içine girmiyor ( şimdi giriyor ), kapıda bırakıyor...


İster tıklım tıklım servise binip git, ister yürü...


Hele de soğuksa...Çekilmez yürümek, tek başınaysan üstelik...



Bazen can dostumun yurdunda kalıyorum, kampüsteki...


Onun kartıyla giriyorum yurt sakinlerinden biri gibi, zaten benziyoruz da birbirimize...


Ne de zor yurt hayatı..


Çamaşır yıka, ütü yap, çalışma odasında sabahtan gidip masada yer kap...


Zaman zaman kavga et yemek sırasında, yanındaki sesli çalışıyor diye onu ikaz et...


Çokça dinliyorum bunları dostumdan...Şahit oluyorum işte arada gittiğimde...



Sınav zamanları o bize geliyor..


Bizimkiler, artık 3 kızımız oldu diyorlar...


Hakkaten evimizin bir ferdi oldu, ne hoş...



Finaller yaklaştı...


Haftaya salı ilk sınav var. Seviyorum sınav zamanlarını, koşturmacayı, heyecanı...


Garip :)


Can dostum gelecek, sınavlara birlikte çalışacağız, bizde kalacağız...


Gelsin, o da bizden oldu...



Günlerden perşembe veya cuma.


O gün okul var, hazırlandım, çıktım evden, yağmur çiseliyor.


Çok severim yağmuru, hele o sesi yok mu alır götürür beni çok uzaklara...


Huzurdur yağmur, temizler, ısıtır...


Seviyorum yağmuru...


Işıtır içimi...


Çok severim yağmurda yürümeyi,


Şakır şakır yağacak da sırılsıklam olacak insan yağmurda...


Paçalarından akacak yağmur suları...



Çıktım evden, yürüyorum tramvaya doğru.


Ama aklım yağmurda,


tam 5 kez, evet tam 5 kez bir ileri bir geri gidiyorum...


Okulu asmak işime gelmiyor, yağmuru bırakıp okula gitmekse hiç içime sinmiyor...


Sonunda yağmur kazanıyor, "amaaann" diyorum asıyorum okulu...


Şakır şakır yağan yağmurdan herkez kaçıyor, kimi şemsiye açmış koşarak gidiyor, kimi sığınmış bir köşeye...


Ortalıkta bir ben kalıyorum...


Ben onlara bakıyorum, onlar bana bakıyorlar...


Yağmuru da ıslanmayı da seviyorum...



O gün sırılsıklam olup eve döndüğümde kapıyı annem açıyor...


Gitmedin mi okula diyor, "yok" diyorum...


Aklım hala yağmurda, "nasıl da güzeldi" diye düşünüyorum


Pişmanlık mı? Asla...


Gitseydim pişman olacaktım, adım gibi biliyorum...



Sonrasında, ateşler içinde tam 5 gün evde yatıyorum...


Biraz gözüm açıldığında, elime kitap alıyorum, yattığım yerden finallere çalışıyorum...


Nasıl çalışmaksa artık:)


5 günün sonunda düşünüyorum:




Çalışamadım, hastalandım...


Peki ya pişman mıyım?



Bir daha aynı fırsatım olsa, yine yaparım yine yaparım...


13 Kasım 2010 Cumartesi

Hayat Hep Olduğu Gibi Aslında...

Hayat ne güzel...

Sıcacık simidin buğusu mutlu ediyor beni.

Kırmızı önlüklerimizle anaokulundan dönerken, evde beni bekleyen oyuncaklarımı düşlüyorum..

Ve annemin kurufasülyesini çıtır çıtır yanan sobanın yanında yemeyi.

Kardan adamı, burnundaki havucu ve hatta kömür gözlerini çok seviyorum.

Garajın çatısından aşağı uzanan buzları kırmayı...

Üşümesini ellerimin, ayaklarımın su içinde kalmasını,

Kış günü bile çocukça koşturmaktan sırtımın sırılsıklam olmasını...

Kızaklarla mahalledeki arkadaşlarla çılgınca kaymayı özlğyorum...



Sonra baharı...

Yazı, güneşi, susamayı...

Temmuz'da öğlen güneşinde kavrulup kahverengi bir ton almayı :)

Hatice'yle çukura girip kırdığımız BMX'i hatırlamayı...

Gülmeyi..

Dizimin kabuk tutan yaralarını...

Hale'yle arabaların siboplarından gelen "fısss" sesini dinlemeyi...

Sahibi gelirken tabana kuvvet kaçmayı:)

Kayısı ağacının dallarına ev yapmayı,

Kirazdaki kırmızı boncuklu tırtılı...

Maçta kaleci olmayı, çelik-çomakta koşturmayı...

Bilyelerimi, gazoz kapağının içine çamur doldurup oynamayı...

Fener alayını, şivlilikte komşulardan şekerli leblebi toplamayı...

Oyun arkadaşımın sobada fıss diye erimesine ağlamayı..

Uçan balonumun ellerimden kayıp gitmesini belki de, onu öylece çaresizce izlerken bile, çocukça bir duyguyla daha güzel yerlere gidiyor olması duygusunun beni teselli ettiğini hatırlıyorum..


Çocukken, hayat tozpembe değil aslında...

Hayat hep olduğu gibi...

Biz sadece tercihlerimizi yaşıyoruz...

Oysa çocuk gözüyle bakabilsek hayata,

Hatanın da bir olasılık olduğunu kabullenebilsek...

Başarmanın, doğrulardan örülmüş bir çember olmadığını kabul edebilsek...


Çocukça bir hayat sürebilsek keşke...

İşte o zaman -di'li geçmiş zamanlara ihtiyaç duymazdık hiç...


Hilal Timur